Görünmezliğin Paltosu: Kabul, Statü ve İnsan Olmak
- 28 Şub
- 2 dakikada okunur

Bu sıcak yaz gününde, palto fikri kadar bunaltıcısı yoktur sanırım. Ancak kışın ayazı iliklerimize işlediğinde, rüzgarın sertliğinden ceplerine sığındığımızda palto yeniden anlam kazanacaktır. İhtiyaçlarımızın karşılanması üzerine düşünürken, Gogol’un Palto isimli eserine beraber göz atalım.
Malumunuz Rus edebiyatı.. buhran, sefalet, bolca tasvir ve kasvet. Rus Edebiyatı’na özgü olmayan olmayan bu tanıdık kasvet üzerine, bireysel psikolojiye etkisine ve konunun kitlesel boyutları üzerine biraz düşünelim.
Eserin kahramanı Akakiy Akakiyeviç toplumsal olarak dışlanmış, içine kapanık bir devlet memurudur. Günün birinde canına tak eder ve paltosuna yaptığı yamalar sonuç vermez ve sonunda büyük fedakarlıklara katlanmak, temel gereksinimlerinden vazgeçmek pahasına bir karar verir artık yeni bir palto alacaktır. Nihayetinde çabaları sonuç verir ve kendisine yepyeni bir palto alır. Fakat paltoyu yaşadığı talihsiz bir olay sonucunda kaybedince dünyası başına yıkılır. Bu büyük haksızlık karşısında hiçbir yetkiliye sesini duyuramaz, sessizleşir, hastalanır ve ölür. Rivayet odur ki geceleri şehirde paltolar çalan hayalet bir memura dönüşür. Dönemin koşullarına fantastik ve eleştirel bir dille bakılan bu eserde “palto” elbette ki bir temsildir. Çünkü “palto” üzerinden var olunmuştur ve yokluğunda yeniden “görünmez” olunacaktır. Kabulün ve statünün meta üzerinden tanımlanışının refahımızla önemli ölçüde ilişkili olduğu söylenebilir. Olmayanı göstermek, sırıtkan bir çabasıyla tezahür ediyor çünkü. Nihayetinde soğukla ilişiğimi kesen böylesine temel bir ihtiyacı almak ancak bin bir emeğin karşılığında olduğunda bunu sorgulamak yerine sürünün parçası olarak, uyum sağlayarak var olmaya çabalıyoruz. Bu sayede yeterlilik üzerinden topluma entegre olabiliyoruz. Niceliğin gölgesinde kalıp niteliklerin değersizleşmesinden söz ediyorum.
Peki ya aksi mümkün olsaydı? Yani, toplumun paylaştığı bu buhranı gerçekten konuşabilseydik; bireyin psikolojisine doğrudan etki eden, bireyden bağımsız ama onu etkileyen koşullar üzerine..
Bugün bireysel psikoterapinin popüler konu başlıklarından olan umutsuzluk, belirsizlik ve tükenmişlik gibi meseleler, belki de sadece birey psikolojisinin değil, sosyal psikolojinin ve sosyolojinin de konusu. Öyleyse psikoterapi odalarında bunu konuşmak yetmeyecektir.
Bireyi yaşadığı toplumdan bağımsız ele alamayacağımız gerçeğinden yola çıkarak, kabul görmek ve yeterlilik arayışıyla uyum sağlamaya çalışmak yerine –ki bunun en belirgin örneğini sosyal medya hesaplarında görebilmek mümkün– belki de sorgulamayı, paylaşmayı ve değiştirebildiğimiz kadarını dönüştürmeyi önceleyerek iyileşebiliriz. Herkesin nihayetinde bu yolculukta çabasının görülmesine, Akakiy’e yapılanın aksine duyulmaya, anlaşılmaya ve samimiyete ihtiyacı var. Palto değilse de kucaklaşmak içimizi ısıtacaktır. İyileştirecektir.
Klinik Psikolog Kübra Çelik



Yorumlar